Deyim, çekici bir anlatım kılığı taşıyan ve gerçek anlamından ayrı bir anlamı bulunan kalıplaşmış sözcük grubudur. Çoğunlukla atasözleri ile karıştırılmaktadır.

Deyim Nedir?

Deyimler, genellikle atasözleri ile karıştırılmaktadır. Deyimler ya da tabirler, asıl anlamlarından uzaklaşarak yeni kavramlar meydana getiren kalıplaşmış sözlerdir. Bir başka ifadeyle, çekici bir anlatım kılığı taşıyan ve çoğunun gerçek anlamından ayrı bir anlamı bulunan kalıplaşmış sözcük gruplarıdır.

Deyimlerin Sınıflandırılması

Şükrü Elçin, deyimleri, yaygınlıklarına ve kullanım durumlarına göre dört gruba ayırmıştır:

  1. Genel olanlar (sözlü kullanıştakiler ve yazıya geçenler),
  2. Bölge karakteri gösterenler,
  3. Türkiye dışındaki Türk lehçelerinde yaşayanlar,
  4. Eskiden kullanılıp bugün unutulanlar

Deyimlerin Şekil, İçerik, Yapı ve İşlev Özellikleri

Deyimlerin şekil, içerik, yapı ve işlev özelliklerini maddeler hâlinde sıralamak gerekirse şunları ifade etmek mümkündür:

  1. Deyimler kalıplaşmış sözlerdir ve birçoğu mastar hâlindedir: “Başvurmak”, “göze girmek”, “göze çarpmak” vb.
  2. Deyimlerdeki kelimeler değiştirilip yerlerine aynı anlamda da pşsa başka kelimeler konulamaz: “Tanrı misafiri” yerine “Allah misafiri” ya da “Ayıkla pirincin taşını” yerine “Temizle pirincin taşını şeklindeki kullanımlar söz konusu olamaz.
  3. Deyimlerdeki bazı kelimeler isim ve fiil çekimlerine girerler: “Ağaca çıksa (çıksan) pabucu (pabucun) yerde kalmaz” vb.
  4. Deyimler her zaman fiil kalıplarıyla kullanılırlar: “Kaş yaparken göz çıkarmak / çıkaracaksın / çıkarma” gibi.
  5. Hiçbir fiil kipi taşımadıklarından cümle halinde bulunmayan deyimler vardır: “Kel başa şimşir tarak”, “gündüz feneri” vb.
  6. Cümle hâlinde olmayan deyimlerin bir kısmında da kelimelerin bazıları çekime girerler: “İki eli (elim) kanda olsa”, “darısı başına (başıma” vb.
  7. Deyimlerin bazıları iyelik ekleri ile kurulurlar: “Göz-ü açık”, “baldır-ı çıplak) gibi.
  8. Deyimlerde eski kalıplara ve sözlere rastlanılabilir: “Ne idüğü belirsiz” vb.
  9. Kafiyeli deyimler vardır: “Akdeniz’e kaptan, Mısır’a sultan”, “azıcık aşım, kaygısız başım” gibi.
  10. Kimi deyimler atasözleri, hikâye ve fıkralardan türemişlerdir: “Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur.” (atasözü), “Kurt kocadı, köpeklerin maskarası oldu” (deyim), “Ayvaz kasap, hep bir hesap”, “İpe un sermek”, “Fincancı katırlarını ürkütmek” gibi.
  11. Deyimlerin hikâyeleri vardır: “Baklayı ağızdan çıkarmak”, “tabanları yağlamak”.
  12. Deyimler, atasözlerinde olduğu gibi genel kural niteliğinde sözler değillerdir. Bu yönleriyle atasözlerinden ayrılırlar.
  13. Deyimlerin amacı, bir kavramı özel kalıp içinde ya da çekici, hoş bir anlatımla belirlemektir. Atasözlerinin amacı ise yol göstermek, öğüt vermek vb.’dir.
  14. Deyimler atasözlerinde olduğu gibi, soyut kavramları açıklamak için somut kavramlara başvururlar. Deyimleri oluşturan kelime gruplarında benzetme yolu ile yapılanların hepsi ya da biri gerçek anlamlarının dışında kullanılır: “Hanımeli”, “denizaltı”, “aslanağzı”.
  15. Bazı sözler vardır ki hem atasözleri hem de deyimler içine dâhil edilebilirler: Örneğin “Açtırma kutuyu söyletme kötüyü” cümlesi, karşısındakini kızdırarak, seninle ilgili şeyleri ortaya dökmesine, senin için kötü şeyler söylemesine yol açma anlamında kullanılırsa atasözü; beni kızdırırsan senin için kötü sözler söylerim anlamında kullanılırsa deyim olur.
  16. Deyimlerdeki hayaller çok kez mantık dışı ya da abartılıdır. Deyimler, bazen süslü, bazen boş sözlerdir. Zaten bu tür deyimlerin çoklukla olmayacak işlerin ifadesinde kullanıldığı hemen göze çarpar: “Balık kavağa çıktığı zaman”, “dam üstünde saksağan” gibi.

Hikâyeleriyle İki Deyim

Buyurun Cenaze Namazına

Tüm uğraşlarına rağmen, kıyıda köşede kalmış bazı kahvehanelerde tütün içildiğini öğrenen IV. Murat, bir gece derviş kılığına girerek Üsküdar’da bir kahveye gitti. Kahvenin arka tarafındaki bölümü tütün tiryakilerine ayırmıştı.

Derviş kılığındaki padişahı tanımayan yaşlı kahveci, yanına gelip ne içeceğini sordu. Hiç renk vermeyen padişah, kahve istedi. Kahveci bu arada çubukla tütün teklifinde bulundu ancak IV. Murat, bu teklifi şiddetle reddetti. Görmüş, geçirmiş bir adam olan kahveci birden heyecanlandı. O da padişahın sık sık kılık değiştirerek dolaştığını, tütün içenleri yakalayıp gözünü bile kırpmadan astırdığını duymuştu. Heyecandan elleri titreye titreye kahveyi getirip sunduktan sonra:

“Dede sultan” dedi. “İsm-i şerifiniz?”

IV. Murat dik dik adamın suratına bakarak:

“Murat” cevabını verdi. Kahvecinin birden beti benzi attı. Yüreği ökseye tutulmuş bir kuş gibi çarpmaya başladı. Sakın karşısındaki bu derviş kılıklı kişi padişah olmasındı? Sormak istiyor ama bir türlü kelimeler ağzından çıkmıyordu. Sonra tüm cesaretini toplayarak “İsm-i şerifinizin arkasında Han da var mı?” diye sordu.

Sultan Murat “Evet” der demez, kahveci bir feryatla, içeride her şeyden habersiz keyifle tütün içen tiryakilere bağırarak:

“Erenler, ağalar buyurun cenaze namazına” dedi ve şak diye düşüp bayıldı.

İşte derler ki, günümüzde çaresi olmayan bir durumla karşılaştığımızda söylediğimiz bahsi geçen bu deyim, bu olaydan sonra ortaya çıkmıştır. İşin ilginç tarafı ise IV. Murat’ın kahveciyi öldürtmeyip affetmiş olmasıdır.

Baklayı Ağzından Çıkarmak

Şeyhin biri küfretme alışkanlığını bırakması için yeni dervişin dilinin altına bakla koymasını tavsiye eder. Derviş, aklına gelince dilinin altındaki bakla sayesinde küfretmekten kurtulur.

Bir gün şeyhle derviş, yolda şiddetli bir yağmura yakalanırlar. O sırada pencereden bakan kadının biri beklemelerini rica eder. Dakikalar geçer. Şeyhle derviş sırılsıklam olurlar. Sonunda kadın görünür. Şeyh bekletme sebebini sorar. Kadın “Kavuklarınızın büyük olduğunu gördüm, civcivlerim tepeli çıksın diye tavuğumu size karşı kuluçkaya yatırdım” cevabını verir. Bunun üzerine şeyh dervişine dönerek “Çıkar ağzından baklayı” der.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz