15. yüzyılın en büyük şairi kabul edilen Lutfî, Çağatay şiir geleneğinin oluşmasında ve gelişmesinde önemli görev üstlenmiş bir şahsiyettir. Bilinen iki eseri mevcuttur.

Lutfî

Hayatı ve Edebi Kişiliği

15. yüzyılın en büyük şairi kabul edilen Lutfî, Çağatay şiir geleneğinin oluşmasında ve gelişmesinde önemli görev üstlenmiş bir şahsiyettir. Şairle ilgili ilk bilgiler Nevayî’nin Mecâlisü’n-Nefâyis ve Nesâyimü’l-Mahabbe adlı eserleri ile Devletşah’ın Tezkiretü’ş-Şu’ârâ adlı eserinde mevcuttur. Nevayî’nin hayranlık ve takdirle bahsettiği Lutfî, yine Nevayî’nin ifadesine göre “kendi zamanının söz meliki, Türkçe ve Farsçada benzeri olmayan, fakat asıl şöhretini Türkçede kazanmış, Türkçe divanı meşhur” bir şairdir. Aslında Farsçaya da Türkçeye de hakim olarak şiirler yazmış, Türkçe şiirleri ile şöhret kazanmıştır. Nevayî’nin en çok nazire yazdığı şair olması da onun şöhretini ve ustalığını göstermektedir. Nevayî, Lutfî’nin iki bin beyitten daha uzun bir Zafername tercümesi olduğunu, fakat temize çekmediği için şöhret bulmadığını, ayrıca Farsça söyleyen kaside ustalarının çoğunun sorunlarını çözdüğünü, onun “afitab” redifli Farsça şiirini dönemin bütün şairlerinin taklit ettiğini, hiçbirinin matlaını onun gibi söyleyemediğini belirtmiştir.

99 yıllık uzun bir ömür sürdüğü bilinen Lutfî’nin doğum yeri ve tarihi hakkında elimizde bilgi yoktur. Onun ölümüyle ilgili 1462-1463, 1465-1466 ve 14 Haziran 1492 gibi üç ayrı tarih ileri sürülmüştür. Divanı üzerinde çalışma yapan Günay Karaağaç, “Eserlerinde Şâhrûh’tan sonraki devrin izlerine rastlayamadığımız Lutfî, bizce, bu 99 yıllık ömrünü 15. asrın ikinci yarısı başlarında tamamlamış olmalıdır. Bizi böyle bir hükme götüren ana sebep, şairin divanı ile Gül ü Nevruz mesnevisinin dilidir. Lutfî’den bize kadar gelmiş başlıca iki dil yadigârı olan bu eserler, Nevayî’den sonra Çağataycada rastlayamayacağımız dil hususiyetlerine sahiptir.” ifadelerini ortaya koyar. Tezkirelerde verilen bilgilere göre mezarı Herat’a bağlı Deh-Kenar köyündedir.

Lutfî, şiirlerinde Çağatay Türkçesini ustalıkla kullanmış; gazel, kaside ve tuyuğ türlerinde başarılı olmuş bir şairdir. Elde bulunan eserlerine bakıldığında dili kullanmadaki ustalığı kadar klasik edebiyatın tekniğini de bildiği görülmektedir. Gazel, kaside ve tuyuğlarında incelik ve zarafetle kullandığı dil sayesinde dönemin Türk-İslam çevrelerinde şöhret kazanmıştır. Aynı zamnda kendinden sonra gelen birçok şaire de üstatlık etmiştir. Şiirlerinde kullandığı dilde yabancı unsurlar çoğunluk teşkil etmez. Eserlerinde kullandığı Oğuz-Kıpçak unsurlar dikkat çekicidir. Bu yönüyle Nevayî ile başayan klasik dönem Çağatay Türkçesinden ayrılmaktadır.

Eserleri

Lutfî’nin bilinen iki eseri vardır: Divan, Gül ü Nevruz mesnevisi. Ayrıca Nevayî’nin ifadesine göre şairin Zafername adında, müsvedde halinde kalmış olan bir tercüme eseri daha mevcuttur. Fakat bu eser halen ele geçmemiştir.

1. Divan: Karaağaç’ın altı nüshayı karşılaştırarak yayımladığı Divan’da 1 tevhid, 1 naat, 4 kaside, 361 gazel, 113 tuyuğ ve 57 müfret bulunmaktadır. Yazar aruza oldukça hakimdir. Divan’da herhangi bir vezin hatası, kafiye veya redif aksaması yoktur. Özellikle tuyuğlardaki cinaslı kullanımları Türk dilinin ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından önemlidir. Divanı çağdaşlarınınkine göre daha sade bir dille yazılmıştır. Şairin asıl başarısı gazel ve tuyuğ sahasındadır. Türkçede en çok tuyuğ yazan şairlerden birisidir.

2. Gül ü Nevruz: Eser, yaklaşık 2400 beyitten oluşan bir mesnevidir. Celaleddin Tabib tarafından 1333 yılında Farsça olarak yazılan hikâyenin Şiraz emiri İskender Mirza adına Çağatay Türkçesine tercümesidir. Bu eser, basit bir tercüme olmayıp, Lutfî tarafından incelikle işlenmiş ve esere telif havası katılmıştır. Fakat yine de dil ve üslup açısından Divan’dan zayıftır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz