Recaizade Mahmut Ekrem, roman-tiyatro yazarlığı ile eski ve yeni tarz şairliği yanında döneminin genç kesimine edebiyatı öğretmesi ve sevdirmesiyle tanınmış bir Tanzimat sanatçısıdır.

Recaizade Mahmut Ekrem’in edebiyat hocalığı, Talim-i Edebiyat adlı eseriyle daha etkili bir hâl almış olup döneminde önemle anılan bir şahsiyet olarak yer edinmesini sağlamıştır.

Onun, dönemin edebi yaşamındaki bir diğer önemli yeri ise, Batılı edebiyat anlayışını, eski edebiyat taraftarlarına karşı savunmuş olması dolayısıyladır. Nitekim Abes-Muktebes, eski-yeni veya Zemzeme-Demdeme tartışması olarak bilinen bu kalem kavgasında Ekrem Bey, yeni taraftarı olarak Batılı edebiyatın savunucusu olmuştur. (Bkz. Abes-Muktebes (Eski-Yeni) Tartışması)

Recaizade Mahmut Ekrem Kimdir? Recaizade’nin Hayatı

Recaizade Mahmut Ekrem, 14 Mart 1487 tarihinde İstanbul Vaniköy’de doğdu. Babası döneminin tanınmış âlim, şair, tarihçi ve hattatlarından; Takvimhane nazırı; Takvim-i Vekayi ve Matbaa-yı Amire Müdürü Mehmed Şakir Recai Efendi‘dir.

Annesi, Mabeyinci Seyfullah Bey’in kızı Rabia Adeviyye Hanım‘dır.

Recaizade Ekrem’in, bilgili ve nitelikli bir edebiyatçı olarak yetişmesinde, aydın bir aile çevresinde doğup büyümesinin büyük etkisi vardır.

Recaizade Ekrem, ilk öğrenimini Vaniköy Sıbyan Mektebi’nde görmüş, bu eğitimini Bayezid Rüştiyesi’nde tamamlamıştır. Ardından Harbiye İdadisi’nde okumuş ve bu okulu ikincilikle bitirmiştir. Sonrasında ise, Mekteb-i Harbiye’de eğitimini sürdürdüğü sırada, henüz birinci sınıftayken sağlığı bozulmuş ve bu sebeple Mekteb-i Harbiye’den ayrılmak durumunda kalmıştır.

1862 yılında Hâriciye Mektûbi Kalemi’nde memur olarak çalışmaya başlamış; burada Fransızca öğrenmiş; Namık Kemal, Ayetullah Bey gibi dönemin genç sanatçılarıyla burada tanışma olanağı bulmuştur. 1866’dan itibaren Maliye Esham kaleminde çalışmaya başlayan Recaizade Ekrem, 1872 yılında ise Şûrâ-yı Devlet üyesi yardımcılığı (Şura-yı Devlet: Danıştay) görevine getirilmiştir. Burada 4 yıl yardımcılık, 4,5 yıl ise başyardımcılık yaptıktan sonra, 1877’de Şûrâ-yı Devlet üyesi olmuştur. 1879’da ve onu takip eden yıllarda ise Mekteb-i Mülkiye ve Galatasaray Sultanisi’nde edebiyat öğretmenliği yapmıştır.

Recaizade’nin hayatında bazı büyük sarsıntılar olmuştur. Ekrem Bey, Piraye adlı kızını henüz doğduğu gün kaybetmiş; üç aylıkken yatağa düşen en büyük oğlu Emced ise ömrü boyunca yaşamını hep yatakta geçirmiş ve 20 yaşındayken vefat etmiştir. Ancak Recaizade’yi en derinden sarsan olay ise, Nijat isimli oğlunu kaybetmesi olmuştur. Öyle ki, oğlunun ölümü üzerine yazdığı “Ah Nijad!” adlı şiirini bu derin hüznün etkisiyle kaleme almıştır.

Recaizade Mahmut Ekrem, Meclis-i Âyan üyesi iken 31 Ocak 1914 tarihinde Şişli’deki evinde hayatını kaybetmiştir. Kabri, Anadolu Hisarı’nda, Küçüksu Mezarlığı’nda, kendisinden önce ölen oğlu Nijat Ekrem’in yanındadır.

Recaizade Mahmut Ekrem’in Edebi Kişiliği

Recaizade Mahmut Ekrem, hikâye, şiir, roman, eleştiri ve tiyatro türlerinde eserler vermiş bir Tanzimat sanatçısıdır.

Şair olarak, Recaizade, bütün Tanzimat edebiyatçıları gibi, birkaç cepheli bir sanatçıdır. Onun manzum ve mensur eserlerini meydana getiren dil, sanat ve söyleyiş unsurlarında Divan şiirinin devamı halk söyleyişinden yansımalar, Mahallileşme’nin izleri ve hepsinden önemlisi bir Batı (Fransız) edebiyatı etkisi vardır.

Recaizade Ekrem de tıpkı Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi şiirin iklimine ilk önce bir Divan şairi olarak girmiş; birtakım münacaatlar, tevhid ve naatlar, gazeller, terkib ve terci-i bentler, muhammesler, şarkılar yazmıştır. Ancak, onun bu eski tarz şiirlerinin önemli bir kısmında ve yeni şiirlerinde Avrupaî bir bütünlük vardır.

Recaizade Ekrem, mizacından ötürü duygusal ve düşünmeyi seven bir insan olduğu için, hayatını çevreleyen her olayı, böyle bir his, bir duygu ve düşünce etrafında şiirlerine yansıtmaya çalışmıştır. Onun Divan şiirinden başlayarak gittikçe Batılı bir hâl alan manzumelerinde, biraz hüzünlü, biraz düşündürücü, birçoğu âşıkâne ve zaman zaman ölümle alakalı unsurlar yer almakla birlikte, derin bir duygu, hayal ve aşk aleminin sesleri yükselir.

Recaizade’nin en yoğun ve derin bir duyguya sahip şiirleri ise, çok sevdiği oğlu Nijad’ın ölümünden sonra söylediği manzum ve mensur eserlerdir. Nijad için, aruzla, heceyle, nazımla, nesirle şiirler kaleme alan ve her türlü şiirinde Nijad’ın ölümü üzerine bir ağlayışı temsil etmek isteyen, çaresiz bir baba olarak Ekrem, âdeta içindeki hüznü bütün derinliğiyle yaşıyor gibi görünür.

Bir roman ve hikâye yazarı olarak, Ekrem Bey’in his ve hayal dünyasından gerçekçi hayat sahnelerine kolayca geçişi dikkate değer noktalardan biridir. Önce Namık Kemal’in etkisi altında hikâyeler kaleme alan Recaizade, romanın dünyasına da adım atarak Araba Sevdası adlı bir eser vermiştir. Roman türündeki tek eseri olan Sade ve realist özelliklere sahip bir eser olan Araba Sevdası, Türkiye’de yaşayış bakımından Batılılaşma hareketlerinin ortaya çıkardığı sorunları ifade eden bir romandır; ev, aile hayatı ve toplum bakımından zararlı bir Avrupaîleşmeye dikkat çeken bir düşünceyle kaleme alınmıştır.

Ekrem Bey, bir gazeteci olarak da Tasvir-i Efkâr, Vakit ve Tercümân-ı Hakikat gazetelerinde çalışmıştır. Onun gazeteciliği Namık Kemal’in, Avrupa’ya giderken, Tasvir-i Efkar’ı Recaizade’ye bırakmasıyla başlamıştır.

Onun edebiyata dair en önemli hizmeti, edebi bilgiler konusundaki yazıları ve öğretmenliğidir. Öyle ki, Recaizade, yapmış olduğu edebiyat hocalığıyla, edebiyatımıza Abdülhalîm Memduh ve özellikle Tevfik Fikret gibi isimleri kazandırmıştır.

Recaizade Mahmut Ekrem’in Eserleri

  • Nağme-i Seher (1891)
  • Yadigâr-ı Şebâb (1873)
  • Zemzeme I-II-III (1885)
  • Nâçiz (1886)
  • Tefekkür (1888)
  • Pejmürde (1894)
  • Nejat Ekrem (1900-1911)
  • Afife Anjelik (1870)
  • Atala Tercümesi (1872, 1873)
  • Vuslat (1874)
  • Muhsin Bey (1889)
  • Şemsâ (1896)
  • Araba Sevdası (1896-1940)
  • Talim-i Edebiyat (1879-1882)
  • Takdir-i Elhân (1886)
  • Takrizât (1888)
  • Nefrîn (1914)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz