Servet-i Fünun edebiyatı ya da bir diğer adıyla Edebiyat-ı Cedide (1896-1901), 19. yüzyılın sonlarında adını aldığı dergi çevresinde bir edebî hareket olarak ortaya çıkmış ve ortaya koyduğu prensipler ve kurallar çerçevesinde verdiği eserlerle bir “edebiyat” kimliği kazanmıştır.

Servet-i Fünun Edebiyatı

Servet-i Fünun edebiyatı, 19. yüzyılın sonlarına doğru (1896), Türk edebiyatının yenileşme çizgisinde, Tanzimat’ın ikinci kuşağının devamı niteliğinde ortaya çıkan ve adını aldığı Servet-i Fünun dergisi çerçevesinde oluşan bir edebi hareketin meydana getirdiği düşüncenin ürünüdür.

Bu edebiyatın ortaya çıkışında adını aldığı derginin önemli bir katkısı vardır. Bu sebeple önce dergi hakkında bilgi vermemiz gerekir. Servet-i Fünun dergisi, 27 Mart 1891 tarihinde Ahmet İhsan Tokgöz’ün çabaları ve Servet gazetesinin sahibi D. Nikolaidi’nin destekleriyle bu gazetenin eki olarak yayımlanmaya başlamıştır. Derginin isminin Servet-i Fünun olarak belirlenmesinde Ahmet İhsan’ın etkisi büyük olmuştur. İlk sayılarda yayımlanan yazıların altında genellikle Ahmet İhsan imzası yanında Ahmet Rasim, Nabizâde Nâzım, Dr. Besim Ömer, Mahmut Sadık isimleri de görülmekteydi. Özellikle 1893 yılından sonra Halit Ziya Uşaklıgil’in öykü denemeleri de çıkmaya başladı. Ayrıca, Alexandre Dumas, François Coppée, Alphonse Daudet, Jules Verne, Paul Bourget, Teoidor de Bounville gibi batılı yazarların eserlerinden çeviriler de yapılmaktaydı. Bu oluşum, derginin fen bilimleri yanında edebiyat yazılarına da sayfalarını açmış olduğunun bir göstergesiydi.

Servet-i Fünun, basın hayatında gerçek değerini, hatta şöhretini kendi adıyla anılan edebi hareketin başlaması ile kazandı. Edebiyatımızda “Servet-i Fünun edebî hareketi” olarak bilinen bu oluşumda Recaizade Mahmut Ekrem’in öncülüğü ve katkıları büyük olmuştur. 1895 yılının sonlarına doğru Musavver Malûmat dergisinin baş yazarı Mehmet Tahir ile Recaizade Mahmut Ekrem arasında önce “kafiye” konusunda başlayan edebî tartışma, ilerleyen günlerde bu derginin izinsiz olarak Ekrem’in Şemsa isimli hikâyesini yayımlamaya başlamasıyla gittikçe büyür. Recaizade Ekrem, bu tartışma çerçevesinde kaleme aldığı yazılarını Servet-i Fünun‘da “Tebşir ve Mülâhaza” başlığıyla yayımlamaya başlamıştır. Recaizade’nin Servet-i Fünun dergisinde yer almasının en büyük sebebi, bu derginin sahibi olan Ahmet İhsan’ın Mekteb-i Mülkiye’den öğrencisi olmasıydı.

Recaizade Ekrem, basın hayatı içinde giderek beğeni toplaması üzerine bu derginin kendisi ve arkadaşlarının başlatmış oldukları yeni edebiyat anlayışını sürdürmede iyi bir araç olabileceğine kanaat getirmişti. Ayrıca, bir başka öğrencisi olan Tevfik Fikret’i yazı işlerinin başına getirmek gibi bir düşüncesi vardı. Bunun üzerine Ahmet İhsan ile Tevfik Fikret’i tanıştırmakla ilk adımı attı ve Fikret, kısa bir süre sonra derginin başına geçti. Bu dergi etrafında Servet-i Fünun edebî topluluğunun meydana gelmesinde Tevfik Fikret’in büyük emeği vardır.

Roman, öykü, şiir, edebi eleştiri ve tercüme faaliyetleri ile Servet-i Fünun, tam manasıyla bir edebiyat ve sanat dergisi kimliği kazanıyordu. Bu oluşum, Ali Ekrem’in otokritik (özeleştiri) niteliğindeki “Şiirimiz” başlıklı makalesinin kaleme alınışına kadar devam eder. Bu yazı topluluğun arasında ilk ciddi kırgınlığı ve hatta kopukluğu yaratır. Tevfik Fikret yazı işlerinden ayrılır. Bunun üzerine Fikret’in yerine yazı işlerine Hüseyin Cahit geçer. Onun da Fransızcadan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” adlı yazısı üzerine dergi 1901’de bir süreliğine kapatılır. Bu kapanış, topluluğun hızla dağılmasına sebep olur.

Derginin yeniden yayın izni alındıktan sonra topluluktan sadece Hüseyin Cahit, Mehmet Rauf, Celal Sahir, Faik Ali, Süleyman Nesip bir süre daha yazmaya devam etmişlerse de eski canlılığı yeniden sağlayamamışlar ve dergi, 1908 yılına kadar sessizce yayın hayatını sürdürmüştür.

Servet-i Fünun Edebiyatının Genel Özellikleri

  • Çağdaş Fransız edebiyatı örnek alınmış ve benzer eserler verilmeye çalışılmıştır.
  • “Sanat sanat içindir.” anlayışı temel alınmıştır.
  • Düzyazıda realist ve natüralistleri, şiirde ise parnasyenleri ve kısmen sembolistleri örnek almışlardır.
  • Kendilerinden önceki kuşakları batılı tarzda eserler vermek noktasında başarısız ve yetersiz görmüşlerdir.
  • Önceki kuşaklara nazaran daha iyi bir biçimde Batılı tarzda eserler vermişlerdir.
  • Sanatın sanat için yapılması gerektiği düşüncesiyle hareket ettiklerinden topluma uzak ve dar bir alanda kalmayı tercih etmişlerdir. Bu nedenle Servet-i Fünun için aynı zamanda “salon edebiyatı” adlandırması da yapılmıştır.
  • Özellikle, II. Abdülhamit’e ve dönemin siyasi şartlarına duyulan nefret, karamsarlık, kaçış arzusu, gerçeklikten uzaklaşıp hayale sığınmak, tabiat ve kadın temaları çerçevesinde eserlerini kaleme almışlardır.
  • Kullandıkları dil oldukça seçkindir.
  • Kullandıkları kelimeler, ses yapısı, anlam vb. bakımdan estetik görünmekle birlikte Türkçeden bir hayli uzaktır.
  • Roman, öykü, şiir, tiyatro gibi hemen her türde eser kaleme almışlardır.

Servet-i Fünun Edebiyatı Sanatçıları

Şairler

  • Tevfik Fikret
  • Cenap Şahabettin
  • Ali Ekrem Bolayır
  • Hüseyin Suat Yalçın
  • Hüseyin Siret Özsever
  • Faik Ali Ozansoy

Yazarlar

  • Halit Ziya Uşaklıgil
  • Mehmet Rauf
  • Hüseyin Cahit Yalçın
  • Hüseyin Rahmi Gürpınar
  • Ahmet Rasim
  • Ahmet Hikmet Müftüoğlu

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz