Servet-i Fünun Romanının Özellikleri

Servet-i Fünun romanının özellikleri, maddeler halinde aşağıdaki gibidir:

1. Türk romanı olay örgütleyici bir anlatıdan karakter sentezleyici anlatıma Servet-i Fünun romanı ile geçer. Özellikle olgunluk dönemi eserleri, Eylül ve Aşk-ı Memnu‘da; roman kahramanları, olayların akışına kapılıp gitmezler; olayları kahramanların yaşantıları ve yapmış oldukları seçimler belirler. Bundan dolayı Türk edebiyatı, kişinin kendisi ve dünya ile yüzleşmesini içsel anlamda sorgulayan psikolojik roman türüyle ilk kez Servet-i Fünun edebiyatı ile tanışır.

2. Türk romanında bireyleşme deneyimleri ve kişinin kendini toplumsal rol ve kimlik giydirimleri ötesinde bütün çıplaklığıyla tanıma çabaları, yine Servet-i Fünun romanı ile başlar. Bundan dolayı, olgunluk dönemi Servet-i Fünun romanlarındaki merak uyandıran kurguyu, kendini yaşama arzusundaki karakterlerin yoğun iç çatışmaları idare eder.

3. Şiirde parnasyen ve sembolistleri örnek alan Servet-i Fünun nesli, romanda Stendhal, Flaubert, Balzac, Zola, Goncourt Kardeşler gibi realist ve natüralistleri takip ederler. Servet-i Fünun romanındaki ayrıntılara önem veren betimleme titizliği ve mekana yansıyan insanı okuma endişesi biraz da bu natüralist ve realist anlayışlardan beslenir.

4. Servet-i Fünun romanlarındaki mekan, genellikle kapalı, dar mekanlardır. Kişinin kıstırılmışlığını, yaşadığı mekan vasıtasıyla anlamak mümkündür.

5. Dönem romanının önemli özelliklerinden biri de kadere dönüşen bir genetik mirasın kahramanları ortak bir paydada buluşturmasıdır. Özellikle anneden, hassas yapılı kızlarına hastalıklı huyları veya alışkanlıkları kalıtsal olarak geçer. Örneğin; Nemide romanında başkişi Nemide, yıllar önce veremden hayatını kaybeden annesi gibi aynı hastalıktan yaşamını yitirir. Ferdi ve Şürekası‘nda Hacer, zayıf bünyesi ve kırılgan mizacıyla veremden ölen annesine benzer. Yine Aşk-ı Memnu’da da Bihter, önceden eleştirdiği annesi Firdevs Hanım’ın kaderini yaşar.

6. Servet-i Fünun romanında sosyal çevre “aile ortamı” ile sınırlandırılmıştır. Bütün olaylar bu aile ortamı çevresinde oluşur. Bu nedenle roman kurgusunda çatışmayı sağlayacak üçüncü kişi, yakın aile çevresinden seçilir.

7. Bütün romanlarda “kötümserlik”, “kaçış” ve “aşk” üç ana tema olarak karşımıza çıkar. Romanlarda aşk, fark yaratan, birleştiren bir değer olarak işlenir. İlk romanlarda, aşktan ziyade kaba bir sahip olma dürtüsü ve tutkulu bağlanmalar şeklinde gördüğümüz sevgi motifi, Aşk-ı Memnu, Eylül, Mai ve Siyah romanlarında daha seviyeli bir karakter kazanacaktır. Roman karakterleri, yaşadıkları dünyayı ve kendilerini, ancak aşık olduklarında anlamaya başlayacaklardır. Kötümserlik teması ise, ihanet, ölüm, ekonomik sıkıntı gibi yaşamın baskıları karşısında bunalan bireyin kendince ortaya koyduğu bir tepkinin sonucu olarak karşımıza çıkar.

8. Dönem romanında genellikle erkeklerin babaları, kızların anneleri ölmüştür. Freud’un “Oedipus karmaşası” diye isimlendirdiği, erkek ve kız çocukların farklı cinsten ebeveynlere dolaysız bir şekilde yönelmesini içeren bu anlayış, romanlardaki olay kurgusunun ana unsurlarından birisidir. Hayatın acımasızlığına karşı birbirine sıkı sıkıya tutunma ihtiyacındaki roman kahramanları, karşı cinsten ebeveynlerle daha derin bir yakınlık kurmuş olur.

9. Romanların dili, tıpkı şiirde olduğu gibi ağır ve süslü bir üsluba sahiptir. Örneğin; Halit Ziya, Cumhuriyet döneminde kaleme aldığı eserlerin dilini bizzat kendisi sadeleştirmek zorunda kalmıştır.

10. İlk dönem romanlarında zaman, destan geleneğinin etkisinde, olayların geçmesine zemin hazırlayan dış bir çevre gibidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz